Skip to content
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size blue color orange color green color

Raindrop Turkevi

Raindrop Turkevi Home arrow Press Room arrow LRAPER,April 20,2007,TURKEY.
LRAPER,April 20,2007,TURKEY. Print E-mail

logo_hay.gifPATRİK HAZRETLERİ
DALLAS'TAKİ KONFERANS'A
KATILDI

Patrik II. Mesrob Hazretleri, 13 Nisan 2007, Cuma, Yeşilköy Atatürk Uluslararası Havaalanı'ndan Türk Hava Yolları'nın tarifeli uçak seferiyle A.B.D.'deki Chicago şehrine uçtu. Patrik Hazretlerine bu yolculuğunda yakın koruma memuru Ergün Karagöz ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Cemal Uşak eşlik ettiler.

PATRİK HAZRETLERİ
DALLAS’TAKİ KONFERANS’A
KATILDI

 

 
Patrik Hazretleri, konuşmacıları izlerken

 

Patrik II. Mesrob Hazretleri, 13 Nisan 2007, Cuma, Yeşilköy Atatürk Uluslararası Havaalanı’ndan Türk Hava Yolları’nın tarifeli uçak seferiyle A.B.D.’deki Chicago şehrine uçtu. Patrik Hazretlerine bu yolculuğunda yakın koruma memuru Ergün Karagöz ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Cemal Uşak eşlik ettiler.

 

Patrik Hazretleri ve kendisiyle birlikte seyahat edenler, aynı gün Chicago O’hare Uluslararası Havaalanından American Airlines’ın tarifeli uçak seferiyle saat 03:45’te Dallas’a uçtu. Hava şartları nedeniyle, Patrik Hazretlerinin bindiği uçak zorunlu olarak Oklahoma City’ye indi. Oklahoma City’den gecikmeli olarak yola çıkan uçak, 21:30’da Dallas’a vardı. Dallas Ft. Worth Uluslararası Havaalanında The Institute of Interfaith Dialog (www.interfaithdialog.org) temsilcileri tarafından karşılandılar. Patrik Hazretleri, diğer katılımcılarla birlikte DoubleTree Oteli’nde konakladı.

 

14 Nisan 2007, Cumartesi, “Turkish-Armenian Question: What To Do Now?” başlıklı konferans Southern Methodist Üniversitesi’ndeki salonlardan birinde başladı. Konferansı düzenleyenlerin kısa tanıtım konuşmalarından sonra, ilk konuşmayı yapmak üzere, Patrik Hazretleri kürsüye davet edildi. Patrik Hazretleri, daha konuşmasına başlamadan, daha sonra ANCA adlı örgüt tarafından gönderildikleri tesbit edilen 4-5 kişilik bir gruptan bir kişi slogan atarak salondaki havayı germeye başardı. Patrik Hazretlerinin, bu şartlar altında İngilizce olarak yaptığı konuşmanın Türkçe çevirisi şöyle:

 

Patrik Hazretleri konuşmasını yaparken

 

“Sevgili Dostlar,

Bu konuşmamın metni, hemen hemen 20 Nisan 2006 tarihinde Kayseri’de Erciyes Üniversitesi’ndeki konuşmamın aynısıdır. O günden bugüne kadar, bu konuda herhangi bir gelişme olmadığına göre, tebliğ de güncelliğini korumaktadır.

 

Osmanlı toplumunda farklı kimliklerin bir arada yaşayabilmelerine olanak sağlayan sistemin analizinin çok önemli olduğunu söyleyebiliriz; çünkü küçülen dünya, giderek farklı dinden, dilden, ırktan ve milliyetten insanlara aynı kültür mozayiğinde, yan yana ve iç içe yaşama zorunluluğu getirdiği için, Osmanlı düzeninin deneyimlerini göz önünde bulundurmak yanlış bir yaklaşım olmayacaktır.

 

Bazılarının ve basının sıkça “Ermeni Meselesi” olarak tanımladığı olay hakkında bazı kişisel düşüncelerimi sizlerle paylaşmak isterim.

 

TARİHÇİLİĞİN AHLAKÎ BOYUTU

Tarihe bakış şeklimizin ahlakî bir mesele olduğu evrensel bir düşünce biçimidir. Tarihi bugünkü kuşaklara sunuş şeklimiz de öyledir.  Gerçekleri olduğu gibi yansıtmak, çoğu zaman cesaret işidir, özgürlük ister. Belli bir kalıbın içine sıkışmışsak, belli bir ideolojinin kulu-kölesi olmuşsak, özellikle milliyetçi, ırkçı, militer bir mizaca sahipsek, bazen doğruları konuşmakta, yeni kuşaklara gerçekleri yansıtmakta güçlük çekeriz. Gerçekçi bir tarih bakışına sahip olmamız, günün değer yargılarından ve sübjektif değerlerinden ne kadar kurtulabildiğimize bağlıdır.

 

Osmanlı-Ermeni ilişkileri tarihinin her aşamasını idealleştirmek, Ermeniler’in hiçbir sorun yaşamadığını söylemek mümkün değildir. Ancak, Türkler’le Ermeniler’in ilk tanışıklıklarının en az 1300 yıl öncesine dayandığını biliyoruz.[1] Eğer tarihçi Yeğişe, Pers-Ermeni savaşını anlatan eserini gerçekten 5. yüzyılda yazmışsa, bu tanışıklık 1500 yıllık bir geçmişe sahip demektir.[2] Bu kadar uzun zaman karşılıklı ticarî ve siyasî ilişkilerde bulunan komşuların tarihinde karşılıklı fiziksel şiddet olaylarına nispeten az rastlanmıştır.

 

Fransız Devrimi’nin yol açtığı milliyetçilik akımı, zamanla tüm diğer devletler gibi, Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı tüm halkları da etkisi altına aldı. Özellikle, 19. yüzyılın sonlarına doğru ilişkilerin gerginleşmeye başlamasında gerek Osmanlı Devleti’nin, gerek Alman, Amerikan, Fransız, İngiliz ve özellikle Rus devletlerinin, gerek Ermeni siyasî partilerinin, gerekse, o dönemde görevlerini Türkiye Ermenilerinin sivillerden oluşan Cismanî Meclisi’nin güdümünde ifa eden İstanbul Ermeni Patriklerinin de sorumluluğu bulunmaktadır. Varılan acı sonuçta, tarafların sorumlulukları eşit olmasa bile, adı geçen taraflardan herhangi birinin çıkıp da olayların gelişmesinde kendi sorumluluğunu reddetmesi veya tamamen diğer taraflara yüklemesi ahlaken doğru bir yaklaşım değildir.

 

TIKANIKLIK GİDERİLMELİDİR

Türkler, “Biz aslında millet-i sadıkayı çok severdik”, Ermeniler de, “Biz aslında Türkleri çok severdik” gibi topik ve dolma edebiyatını artık bırakmalıdırlar. “Bakkalım Ermeni’ydi”, “Subayım çok iyi bir Türk’tü” türünden nostaljik ifadeler yerine, Türkler’le Ermeniler arasında geçmişte yaşanan birlikte yaşama olgusunu somut örneklerle sunan tarihî ve bilimsel çalışmalara ivme kazandırılmalıdır. Artık herkesin ezberlemiş olduğu Türk ve Ermeni tezlerini değişik şekillerle sunan kitaplar yayınlamak ve bu alanda boşuna para ve zaman harcamak  yerine, Türk-Ermeni ilişkileri tarihine çok önemli katkılar yapabilecek Ermenice eserlerin Türkçe ve İngilizce çevirileri ivedilikle gerçekleştirilip akademisyenlerin ve kamuoyunun değerlendirmesine sunulmalıdır. Esasen gelinmiş olan bu tıkanmışlık aşamasında, yeni yorumlardan çok, yeni ana kaynaklara ihtiyaç vardır. Örneğin, 1863 tarihli Millet-i Ermeniyan Nizamnamesi’ne göre 1863’ten Sultan Abdülhamid dönemine kadar muntazaman toplanmış olan Ermeni Meclis’inin Bab-ı Âli’nin onayıyla yayınlanmış olan tutanakları ülkemiz tarihinin kara deliklerinden biridir.  Bir sayfada Ermenice metninin aynısı, karşı sayfadaysa Türkçe çevirisi ivedilikle yayınlanmalıdır. Patrik II. Nerses’in (1874-1884) yazıları, Patrik III. Madteos’un (1894-1896 ve 1908-1909) yazışmaları, Patrik I. Mağakya’nın (1896-1908) üç ciltlik anıları, Patrik I. Zaven’in (1913-1915 ve 1919-1922) bir ciltlik patriklik anıları Türkçe’ye kazandırılmalıdır. Ermeni Kilisesi’ni ve kültürünü konu alan ve bazen her türlü bilimsellikten uzak olan kitaplar yerine, Patrik Mağakya’nın üç büyük ciltlik Ermeni Kilisesi tarihi üniversite öğrencileri tarafından Türkçe okunabilmelidir. Ayrıca, İstanbul Patrikliği’nin 1916-1918 yıllarında Kudüs’e taşınan arşivlerinin de Kudüs Ermeni Patrikliği tarafından akademiye kazandırılması gerekir. Yeni kuşak Türk ve Ermeni akademisyenlerinin bir ortak çalışma platformunda birlikte çalışmalarına olanak sağlamak üzere, gerek Türkiye, gerekse Ermenistan’daki üniversitelerde Osmanlı, Ermeni ve Türk dili ve edebiyatlarının öğretimine daha fazla zaman kaybetmeden başlanılmalıdır. Ayrıca, eminim ki arşivlerde tercüme edilmeyi bekleyen daha yüzbinlerce belge mevcuttur.

 

KARŞILIKLI SAYGI

Bugünkü ilişkiler çıkmazından kurtulmak için diyalog, diyalog içinse karşılıklı saygının tesisi elzemdir. Birbirini küçümseyen, sözel tacizde bulunan tarafların bir araya gelmeleri olanak dışı değilse bile zordur. Bu nedenle, Ermenistan ve Türkiye’den akademisyenlerden, gençlerden, sanatçılardan, basın mensuplarından oluşan grupların karşılıklı olarak birbirlerini ziyaret etmeleri, birbirlerini tanımaya ve anlamaya çalışmaları çok önemlidir.

 

Saygı, birbirinin tarihine karşı da gösterilmelidir.  Türkler’i hala Orta Asya’dan gelen kültürsüz barbar göçebeler olarak gören ve Türkler’in devlet kurabilme ve kurdukları devletin sürekliliğini sağlama yeteneğini küçümseyen bazı Ermeni tarihçilerinin zihniyeti ile Amerika’daki Kızılderili kabilelerini bile Bering Boğazı’ndan geçen Türk boyları yapan, “Ermeniler hiçbir devlet kurmamışlardır, kuramamışlardır” diyen bazı Türk tarihçilerinin  zihniyeti değişmek mecburiyetindedir. Türkler de, Ermeniler de, tarihte siyasal ve kültürel alanlarda, kendi çaplarında, çok önemli başarılara imza atmış olan halklardır. Anadolu Uygarlıkları müzelerinde, tarihteki Ermeni Krallıkları hep vasal toplumlar olarak gösteren veya tamamen yok sayan zihniyet,  Ermeni Krallıkları’nın Batı devletleriyle imzaladıkları ikili antlaşmaları görmezden gelse de, Batı’daki arşiv ve kütüphanelerdeki belgeleri yok edemeyeceğine göre, ancak kendi vatandaşını kandırabilecektir. Halbuki, karşılıklı olarak birbirinin tarihine saygılı bir yaklaşım sergilendiğinde, gerektiğinde birbirinin tarihteki başarıları övüldüğünde, karşılıklı olarak empati yaratmak mümkün olacaktır.

 

Ermeniler ve Türkler birbirlerinin ulusal ve dinsel simgelerine karşı da aynı saygıyı göstermelidirler. Bu simgelerin siyasi mitinglerde fanatik göstericiler tarafından herhangi bir şekilde aşağılanmaması, yakılmaması, ayak altına alınmaması için gerekli duyarlılık gösterilmeli ve dostluğu artırıcı ve pekiştirici etkinlikler düzenlenmelidir. Temsili kurtuluş gösterilerinde yaşanan densizlikler düşmanlık tohumları eken çağdışı uygulamalar olmaktan ileriye gidememektedirler.

 

COĞRAFYA DOSTLUĞU EMRETMEKTEDİR

Saygıdeğer Katılımcılar,

Türkler ve Ermeniler aynı coğrafyanın insanlarıdır. Bu insanları Yüce Allah bir araya koymuştur. Bunu ne şimdi, ne de gelecekte değiştirmek mümkün değildir. Başka bir deyişle, Türkler ve Ermeniler birlikte, veya yan yana yaşamayı öğrenmek zorundadırlar.  Bu gerçeği görmezden gelerek her iki ülkenin genç kuşaklarını birbirlerine karşı körükleyen stratejistler günah işlemektedirler. İnsanlar ya dost, ya da düşman olacaklardır. Dostluk ve kardeşlik daha iyi değil midir?

 

ÜLKENİN ÖZ VATANDAŞLARI ARASINDA AYIRIM YAPILMAMALIDIR

Oysa fanatik milliyetçilik kendi ulusunun ve ırkının çok seçkin, dilinin en mükemmel, kültürünün de erişilmez olduğunu iddia eder, bu da kollektif bir narsisizmden öteye geçemez. Bu gibi temelsiz iddialar, başkalarında da benzer bir narsisizm oluşturulması dışında herhangi bir gayeye hizmet edemez. Karşısındakini yok saymak, içindekini yabancı ve düşman veya potansiyel sabotör olarak görmek ülkede sadece kaotik bir durum yaratılmasına neden olmakla kalmaz,  bu yaklaşım tarzı her zaman savaşacak yel değirmenleri yaratmak zorunda olduğundan, aynı zamanda ülke vatandaşlarından hangi grubun bir sonraki kurban seçileceği konusunda spekülasyonlara neden olarak huzursuzluk yaratır.  Sıkça dile getirilen “Türkler ve Kürtler aslî unsurlardır” sözünün bile bir ayrımcılık olduğunu düşünüyorum.  Türk ve Kürt kardeşlerimiz aslî unsur ise, bu topraklarda M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren yazılı tarihi olan Ermeniler, çok daha eskiye dayanan kayıtlarda yer alan Süryaniler ve Yahudiler en iyimser tanımla tali unsur olma konumuna düşürülmektedirler.

 

TÜRKİYE ERMENİLERİNİN SORUNLARI GİDERİLMELİDİR

Saygıdeğer Katılımcılar,

Bugün 70 milyon nüfuslu ülkemizde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Hristiyan Ermeniler’in sayısı 70 bine düşmüştür. Bazı devlet birimlerinin ifadelerine göre, şu anda yurtdışından gelip de ülkemizde yaşayan Ermeni kökenli insan sayısı da 30 binin üzerindedir. Hal böyleyken, değişen dünyanın oluşturduğu dev sorunlar karşısında varolma mücadelesi veren, toplam nüfusun belki de binde birinden az olan yerel Ermeni cemaatinin ve diğer azınlık cemaatlerinin dinî, hayrî ve içtimaî meselelerine, dil ve din eğitimi alanlarında yaşanan sıkıntılarına, vakıf mevzuatından kaynaklanan bazı sorunlarına çözüm getirmek gerekir. “Hoşgörü”, “birlikte yaşama” ve “çoğulculuk” gibi soyut kavramların somutlaşacağı, sözün eyleme dönüşeceği en belirgin uygulama alanlarından biri budur. Aksi takdirde, ülkemizde sayıları gittikçe azalan çok renkliliklerin giderek monotonlaşmasına, soluklaşmasına tanık olacağız.

 

TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ ÖZVERİ GEREKTİRİYOR

Saygıdeğer Katılımcılar,

Vatandaşlık ve yaşam diyaloğu ile sıkı sıkıya bağlı olduğumuz Türkiye ile soydaşlık ve dindaşlık bağlarımız bulunan Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, iki ülke, tabiri maruz görürseniz, iki sevdiği arasında kalmış bulunan biz Türkiye Ermenilerinin arzusudur. Ancak karşılıklı fedakarlıklar yapılmadan bu ilişkilerde ilerleme kaydedilmesinin zor olduğu aşikardır.

 

İNSANÎ VE AHLAKÎ DEĞERLER ÖNE ÇIKARILMALIDIR

Saygıdeğer Katılımcılar,

Hepimizi din, ırk, milliyet ve sairenin ötesinde insan olarak ne birleştirir diye düşünmek zorundayız.

 

Bu bağlamda çocuklarımızın geleceğine, yani istikbale, ne bıraktığımız önem kazanmaktadır. Bu nedenle eğitimin bilimsel ve teknik yönünün yanı sıra, aynı zamanda beşerî yönü de son derece önemli olup, gereken teşvik gösterilmelidir. Dil ve edebiyat çalışmaları da çok önemli bir birleştirici unsur olarak kabul edilebilir.

 

Laiklik anlayışı her ne kadar din ve vicdan özgürlüğünün teminatı sayılsa da, ülkemizde bazen tanık olduğumuz “Jakoben Laiklik” uygulamasının, İslâm’ın ahlakî boyutlarının manevî anlam zenginliğinin analizlere katılmasını engellediğini, bunun da bazen tarihe bakış yöntemiyle ilintili olduğunu söylemek mümkündür.

 

Keşke bazı ülkelerde başarıyla uygulanabildiği gibi, Osmanlı öncesi uygarlıkları da tarihi mirasımızın bir parçası sayıp, Bizans, Ermeni, Süryani ve Musevî kültürlerinin de Türkiye’ye kattığı anlamlarla daha da zenginleşebilseydik. Bu bağlamda, Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın Van Gölü’nün Ahtamar Adası’ndaki Surp Haç Ermeni Kilisesi’ni de restorasyon projeleri arasına almış bulunmasını bu yönde atılan çok olumlu bir adım olarak kabul ediyorum.

 

MİLLİYETÇİLİK DEĞİL MİLLETPERVERLİK

Değerli Arkadaşlar,

Türkler de Ermeniler de, milliyetçiliğin ve ırkçılığın dışlama üzerine kurulmuş dar çerçevesinin dışına çıkmak zorundadırlar. Bu akımların yarattığı sonuç işte ortadadır. Milliyetçilik ve ırkçılık uygulamalarının hüküm sürdüğü her ortama verilen zarar ve ziyan bellidir. Sonuç her zaman kanlı savaşlar, gözyaşı ve bazen kuşaklar boyu süren nefret kampanyaları olmuştur. Barış ve esenliğin hüküm süreceği bir düzene kavuşmanın ancak sözünü ettiğim dar çerçevenin dışına çıkıldığı ölçüde gerçekleşebileceğine inanıyorum. Milliyetçilik ve ırkçılık yerine milletperverliğin yerleştirilmesi dinlerimize ve ahlakî değerlerimize daha uygundur.

 

KUTLAMA VE DİLEKLER

Değerli Dostlar, Southerm Methodist Üniversitesi Dinlerarası  Diyalog  Enstitüsüne ve Raindrop Foundation yetkililerine de ayrıca bu konferansı organize ettikleri için teşekkür ediyorum. Bu konferansı barış yolunda bir kilometre taşı olarak görüyorum. Tüm katılımcılara saygılarımı sunuyor, ülkemizden binlerce mil uzakta da olsa, ülkemizde barışın ve iyi niyetin galip geleceğine dair inancımı sürdürüyorum.”

 

NEW YORK BAŞEPİSKOPOSU’NUN DEKLARASYONU

New York Ermeni Başepiskoposu Khajag Barsamian ise yayımladığı bir deklarasyonla, “alelacele” düzenlenen konferansa Ermeni akademisyenlerin davet edilmediği gerekçesiyle diyalogdan çok monoloğa benzediğinin altını çizerek, Patrik Hazretlerinin ise Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması nedeniyle bu konuda söyleyebileceklerinin kısıtlı olduğunu iddia etti. Southern Methodist Üniversitesine bir mektup yazan Başepiskopos Barsamian, üniversitenin konferansa verdiği desteği ve sponsorluğu geri çekmesi talebinde bulundu. 13 Nisan 2007, Cuma, Southern Methodist Üniversitesi yardımcı rektörü Jim Caswell, Başepiskopos Barsamian’a bir mektup yazarak Üniversite’nin düzenlenen Konferans’tan desteğini geri çektiğini ve üniversitedeki Türk Öğrencileri Grubu’ndan da üniversitenin adının ve logosunun konferans promosyonunda kullanılmaması konusunda uyardıklarını bildirdiği öğrenildi.

 

GERARD LIBARIDIAN BAŞEPİSKOPOSU YALANLADI

Ermeni camiasının saygın isimlerinden Gerard Libaridian ise konferansa kendisinin de davet edilmiş olduğunu, ancak geçirdiği tıbbî bir operasyon nedeniyle konferansa katılamadığını, ayrıca davet edilenler listesinde bir grup Ermeni akademisyenin de bulunduğunu açıklayarak, konferansı düzenleyenlerin monolog yapmak istemediklerini teyid etmiş oldu. Ancak, davet edilen Ermeni akademisyenlerin, farklı gerekçeler göstererek konferansa katılmayınca, yaratılan monolog ortamına sebebiyet verenler de yine Ermeni akademisyenler olmuş oldular.

 

TEBLİĞLER

Konferansta, sosyolog Dr. Hüseyin Çakıllıkoyak, Baton Rouge’daki Güney Üniversitesi’nden Dr. Michael Fontenot, Türk Tarih Kurumu’ndan Dr. Kemal Çiçek, Balıkesir Üniversitesi’nden Dr. Bülent Özdemir, Kocaeli Üniversitesi’nden Dr. Bekir Günay, Baylor Üniversitesi’nden Dr. A. Christian van Gorder, Mısır’daki Ain Shams Üniversitesi’nden Dr. Safsafi Ahmed Al-Katury, gazeteci Ali Bayramoğlu, Erciyes Üniversitesi’nden Dr. Süleyman Demirci, Küresel Kültürel Bağlantılar adlı kurumdan da Atilla Kahveci birer tebliğ sundular.

 

Bir ara gerçekten monoloğa dönüşen konferansta, ikinci defa söz alan Patrik Hazretleri şöyle konuştu:

“Daha önce Türk basınında defalarca yayımlanan görüşlerimi burada bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum. Ben buraya az once birilerinin ima ettiği gibi, ben buraya ne Türk, ne de Ermeni resmî tezlerinin savunucusu olarak gelmedim. Türk-Ermeni ilişkileri konusunda sanırım, buradaki herkes kadar bazı şahsî görüşlerimin olması benim de hakkımdır. Az önce sunulan bazı tebliğlerde, Patrikliğimizin yayımladığı bazı rakkamların küçümsendiğini fark ettim. İddia ediyorum: Patrikliğimizin verdiği rakkamlar kadar güvenilir hiçbir rakkam tanımıyorum. Özellikle Amerikan misyonerlerinin verdiği rakkamlar hiç güvenilir değildir. Onlar yabancı bir ülkede yabancı insanlardı, çoğu zaman haber kaynakları da hiç o kadar güvenilir değildi. En güvenilir rakkamların Patrik Mağakya Ormanyan’ın döneminde toplandığını defaaten iddia ettim. En az burada bugün tebliğ sunan akademisyenler kadar önemli ve dirayetli bir bilim adamıydı kendisi. Tüm başepiskoposluklardan titizlikle elde ettiği rakkamları yine titizlikle tasnif ederek, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Ermeni nüfusunun 1 milyon 760 bin civarinda olduğunu tespit etti. Bunun 1,5 milyonu Anadolu’da yaşamaktaydı. Bazı Ermeni siyasî partileri Ermeni toplumunu silahlı ayaklanmaya teşvik etmediler mi? Ettiler. Bazı yörelerde, silahlı Ermeni çeteleri Rus ordusuyla işbirliğine girmediler mi? Girdiler. Ancak İttihat ve Terakki Hükümeti ülkeyi yönettiği için varılan acı sonucun, yaşanılan büyük acının başlıca sorumlusudur. Bir ülkenin gidişatından hüküm süren Hükümeti sorumlu tutmayacaksınız da kimi tutacaksınız? Devlete karşı ayaklanan silahlı Ermeni birimlerini yerlerinde yok etme yerine, İttihat ve Terakki Hükümeti, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tüm Ermenileri Suriye çöllerine bir nevi ölüm yürüyüşüne göndermiş, ölüme mahkûm etmiştir. Bu nedenle 1915 olaylarının başlıca sorumlusu İttihatçılar’dır.”

 

DALLAS TURU

 


Patrik Hazretleri Dallas'taki suni göllerden birinin kıyısında

 

Patrik Hazretleri, 15 Nisan 2007, Pazar, kahvaltıdan sonra, konferansın düzenleyicileri tarafından Dallas şehir turuna çıkarıldı. Şehrin görülmeye değer bölgeleri gezildikten sonra, öğle yemeği şehir merkezindeki döner kulede yenildi.

 

NEW YORK

Patrik Hazretleri ve birlikte seyahat edenler, 16 Nisan 2007, Pazartesi, American Airlines’ın tarifeli uçak seferiyle  Dallas Ft. Worth Uluslararası Havaalanından saat 08:20’de yola çıkarak Newark Liberty Uluslararası Havaalanı’na vardı.

 

NEW YORK BAŞEPİSKOPOSUYLA GÖRÜŞME

Pensilvanya eyaletinde bir evde konuk edilen Patrik Hazretleri, 17 Nisan 2007, Salı, New York’a geçerek, Amerika Ermenileri Ruhani Önderi Başepiskopos Khajag Barsamian ile görüştü. Başepiskoposla birlikte Ruhani Önderliğin bürolarını gezen Patrik Hazretleri, daha sonra Başepiskoposla birlikte, Kaan Soyak, Ergün Karagöz, iş adamı Oscar Tatosian ve Rahip Haygazun Nacaryan’ın da katıldıkları öğle yemeğine geçti.

 

Patrik Hazretleri, aynı gün, saat 06:45’te Türk Hava Yolları’nın tarifeli New York – Istanbul seferiyle yola çıktı ve 18 Nisan 2007, Çarşamba, saat 12:00’de Yeşilköy Atatürk Uluslararası Havaalanı’na vardı, VIP Salonu’nda Başepiskopos Aram Ateşyan, Rahip Zakeos Ohanyan ve güvenlik şubesinden memur Bora Baloğlu tarafından karşılandı.

   
 
< Prev   Next >
raindroppresentation.jpg
press.jpg
multimedia.jpg