|
PATRİK HAZRETLERİ
DALLASTAKİ KONFERANSA
KATILDI

Patrik Hazretleri, konuşmacıları izlerken
Patrik II. Mesrob Hazretleri, 13 Nisan 2007, Cuma, Yeşilköy Atatürk Uluslararası Havaalanından Türk Hava Yollarının tarifeli uçak seferiyle A.B.D.deki Chicago şehrine uçtu. Patrik Hazretlerine bu yolculuğunda yakın koruma memuru Ergün Karagöz ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Cemal Uşak eşlik ettiler.
Patrik Hazretleri ve kendisiyle birlikte seyahat edenler, aynı gün Chicago Ohare Uluslararası Havaalanından American Airlinesın tarifeli uçak seferiyle saat 03:45te Dallasa uçtu. Hava şartları nedeniyle, Patrik Hazretlerinin bindiği uçak zorunlu olarak Oklahoma Cityye indi. Oklahoma Cityden gecikmeli olarak yola çıkan uçak, 21:30da Dallasa vardı. Dallas Ft. Worth Uluslararası Havaalanında The Institute of Interfaith Dialog (www.interfaithdialog.org) temsilcileri tarafından karşılandılar. Patrik Hazretleri, diğer katılımcılarla birlikte DoubleTree Otelinde konakladı.
14 Nisan 2007, Cumartesi, Turkish-Armenian Question: What To Do Now? başlıklı konferans Southern Methodist Üniversitesindeki
salonlardan birinde başladı. Konferansı düzenleyenlerin kısa tanıtım
konuşmalarından sonra, ilk konuşmayı yapmak üzere, Patrik Hazretleri
kürsüye davet edildi. Patrik Hazretleri, daha konuşmasına başlamadan,
daha sonra ANCA adlı örgüt tarafından gönderildikleri
tesbit edilen 4-5 kişilik bir gruptan bir kişi slogan atarak salondaki
havayı germeye başardı. Patrik Hazretlerinin, bu şartlar altında
İngilizce olarak yaptığı konuşmanın Türkçe çevirisi şöyle:
Patrik Hazretleri konuşmasını yaparken
Sevgili Dostlar,
Bu
konuşmamın metni, hemen hemen 20 Nisan 2006 tarihinde Kayseride
Erciyes Üniversitesindeki konuşmamın aynısıdır. O günden bugüne kadar,
bu konuda herhangi bir gelişme olmadığına göre, tebliğ de güncelliğini
korumaktadır.
Osmanlı toplumunda farklı kimliklerin bir arada yaşayabilmelerine olanak sağlayan sistemin analizinin çok önemli olduğunu
söyleyebiliriz; çünkü küçülen dünya, giderek farklı dinden, dilden,
ırktan ve milliyetten insanlara aynı kültür mozayiğinde, yan yana ve iç
içe yaşama zorunluluğu getirdiği için, Osmanlı düzeninin deneyimlerini
göz önünde bulundurmak yanlış bir yaklaşım olmayacaktır.
Bazılarının
ve basının sıkça Ermeni Meselesi olarak tanımladığı olay hakkında
bazı kişisel düşüncelerimi sizlerle paylaşmak isterim.
TARİHÇİLİĞİN AHLAKÎ BOYUTU
Tarihe
bakış şeklimizin ahlakî bir mesele olduğu evrensel bir düşünce
biçimidir. Tarihi bugünkü kuşaklara sunuş şeklimiz de öyledir. Gerçekleri
olduğu gibi yansıtmak, çoğu zaman cesaret işidir, özgürlük ister. Belli
bir kalıbın içine sıkışmışsak, belli bir ideolojinin kulu-kölesi
olmuşsak, özellikle milliyetçi, ırkçı, militer bir mizaca sahipsek,
bazen doğruları konuşmakta, yeni kuşaklara gerçekleri yansıtmakta
güçlük çekeriz. Gerçekçi bir tarih bakışına sahip olmamız, günün değer
yargılarından ve sübjektif değerlerinden ne kadar kurtulabildiğimize
bağlıdır.
Osmanlı-Ermeni
ilişkileri tarihinin her aşamasını idealleştirmek, Ermenilerin hiçbir
sorun yaşamadığını söylemek mümkün değildir. Ancak, Türklerle Ermenilerin ilk tanışıklıklarının en az 1300 yıl öncesine dayandığını biliyoruz.
Eğer tarihçi Yeğişe, Pers-Ermeni savaşını anlatan eserini gerçekten 5.
yüzyılda yazmışsa, bu tanışıklık 1500 yıllık bir geçmişe sahip demektir.
Bu kadar uzun zaman karşılıklı ticarî ve siyasî ilişkilerde bulunan
komşuların tarihinde karşılıklı fiziksel şiddet olaylarına nispeten az
rastlanmıştır.
Fransız
Devriminin yol açtığı milliyetçilik akımı, zamanla tüm diğer devletler
gibi, Osmanlı İmparatorluğuna bağlı tüm halkları da etkisi altına
aldı. Özellikle, 19. yüzyılın sonlarına doğru ilişkilerin gerginleşmeye
başlamasında gerek Osmanlı Devletinin, gerek Alman, Amerikan, Fransız,
İngiliz ve özellikle Rus devletlerinin, gerek Ermeni siyasî
partilerinin, gerekse, o dönemde görevlerini Türkiye Ermenilerinin
sivillerden oluşan Cismanî Meclisinin güdümünde ifa eden İstanbul
Ermeni Patriklerinin de sorumluluğu bulunmaktadır. Varılan acı sonuçta,
tarafların sorumlulukları eşit olmasa bile, adı geçen taraflardan
herhangi birinin çıkıp da olayların gelişmesinde kendi sorumluluğunu
reddetmesi veya tamamen diğer taraflara yüklemesi ahlaken doğru bir
yaklaşım değildir.
TIKANIKLIK GİDERİLMELİDİR
Türkler,
Biz aslında millet-i sadıkayı çok severdik, Ermeniler de, Biz
aslında Türkleri çok severdik gibi topik ve dolma edebiyatını artık
bırakmalıdırlar. Bakkalım Ermeniydi, Subayım çok iyi bir Türktü
türünden nostaljik ifadeler yerine, Türklerle Ermeniler arasında
geçmişte yaşanan birlikte yaşama olgusunu
somut örneklerle sunan tarihî ve bilimsel çalışmalara ivme
kazandırılmalıdır. Artık herkesin ezberlemiş olduğu Türk ve Ermeni
tezlerini değişik şekillerle sunan kitaplar yayınlamak ve bu alanda
boşuna para ve zaman harcamak yerine, Türk-Ermeni ilişkileri tarihine çok önemli katkılar yapabilecek Ermenice eserlerin Türkçe ve
İngilizce çevirileri ivedilikle gerçekleştirilip akademisyenlerin ve
kamuoyunun değerlendirmesine sunulmalıdır. Esasen gelinmiş olan bu
tıkanmışlık aşamasında, yeni yorumlardan çok, yeni ana kaynaklara
ihtiyaç vardır. Örneğin, 1863 tarihli Millet-i Ermeniyan Nizamnamesine
göre 1863ten Sultan Abdülhamid dönemine kadar muntazaman toplanmış
olan Ermeni Meclisinin Bab-ı Âlinin onayıyla yayınlanmış olan
tutanakları ülkemiz tarihinin kara deliklerinden biridir. Bir sayfada
Ermenice metninin aynısı, karşı sayfadaysa Türkçe çevirisi ivedilikle
yayınlanmalıdır. Patrik II. Nersesin (1874-1884) yazıları, Patrik III.
Madteosun (1894-1896 ve 1908-1909) yazışmaları, Patrik I. Mağakyanın
(1896-1908) üç ciltlik anıları, Patrik I. Zavenin (1913-1915 ve
1919-1922) bir ciltlik patriklik anıları Türkçeye kazandırılmalıdır. Ermeni Kilisesini ve kültürünü konu alan ve bazen her türlü bilimsellikten uzak olan kitaplar
yerine, Patrik Mağakyanın üç büyük ciltlik Ermeni Kilisesi tarihi
üniversite öğrencileri tarafından Türkçe okunabilmelidir. Ayrıca,
İstanbul Patrikliğinin 1916-1918 yıllarında Kudüse taşınan
arşivlerinin de Kudüs Ermeni Patrikliği
tarafından akademiye kazandırılması gerekir. Yeni kuşak Türk ve Ermeni
akademisyenlerinin bir ortak çalışma platformunda birlikte
çalışmalarına olanak sağlamak üzere, gerek Türkiye, gerekse
Ermenistandaki üniversitelerde Osmanlı, Ermeni ve Türk dili ve
edebiyatlarının öğretimine daha fazla zaman kaybetmeden
başlanılmalıdır. Ayrıca, eminim ki arşivlerde tercüme edilmeyi bekleyen
daha yüzbinlerce belge mevcuttur.
KARŞILIKLI SAYGI
Bugünkü
ilişkiler çıkmazından kurtulmak için diyalog, diyalog içinse karşılıklı
saygının tesisi elzemdir. Birbirini küçümseyen, sözel tacizde bulunan
tarafların bir araya gelmeleri olanak dışı değilse bile zordur. Bu
nedenle, Ermenistan ve Türkiyeden akademisyenlerden, gençlerden,
sanatçılardan, basın mensuplarından oluşan grupların karşılıklı olarak
birbirlerini ziyaret etmeleri, birbirlerini tanımaya ve anlamaya
çalışmaları çok önemlidir.
Saygı, birbirinin tarihine karşı da gösterilmelidir. Türkleri
hala Orta Asyadan gelen kültürsüz barbar göçebeler olarak gören ve
Türklerin devlet kurabilme ve kurdukları devletin sürekliliğini
sağlama yeteneğini küçümseyen bazı Ermeni tarihçilerinin zihniyeti ile
Amerikadaki Kızılderili kabilelerini bile Bering Boğazından geçen
Türk boyları yapan, Ermeniler hiçbir devlet kurmamışlardır,
kuramamışlardır diyen bazı Türk tarihçilerinin zihniyeti
değişmek mecburiyetindedir. Türkler de, Ermeniler de, tarihte siyasal
ve kültürel alanlarda, kendi çaplarında, çok önemli başarılara imza
atmış olan halklardır. Anadolu Uygarlıkları müzelerinde, tarihteki
Ermeni Krallıkları hep vasal toplumlar olarak gösteren veya tamamen yok
sayan zihniyet, Ermeni Krallıklarının Batı
devletleriyle imzaladıkları ikili antlaşmaları görmezden gelse de,
Batıdaki arşiv ve kütüphanelerdeki belgeleri yok edemeyeceğine göre,
ancak kendi vatandaşını kandırabilecektir. Halbuki,
karşılıklı olarak birbirinin tarihine saygılı bir yaklaşım
sergilendiğinde, gerektiğinde birbirinin tarihteki başarıları
övüldüğünde, karşılıklı olarak empati yaratmak mümkün olacaktır.
Ermeniler
ve Türkler birbirlerinin ulusal ve dinsel simgelerine karşı da aynı
saygıyı göstermelidirler. Bu simgelerin siyasi mitinglerde fanatik
göstericiler tarafından herhangi bir şekilde aşağılanmaması,
yakılmaması, ayak altına alınmaması için gerekli duyarlılık
gösterilmeli ve dostluğu artırıcı ve pekiştirici etkinlikler
düzenlenmelidir. Temsili kurtuluş gösterilerinde yaşanan densizlikler
düşmanlık tohumları eken çağdışı uygulamalar olmaktan ileriye
gidememektedirler.
COĞRAFYA DOSTLUĞU EMRETMEKTEDİR
Saygıdeğer Katılımcılar,
Türkler
ve Ermeniler aynı coğrafyanın insanlarıdır. Bu insanları Yüce Allah bir
araya koymuştur. Bunu ne şimdi, ne de gelecekte değiştirmek mümkün
değildir. Başka bir deyişle, Türkler ve Ermeniler birlikte, veya yan
yana yaşamayı öğrenmek zorundadırlar. Bu gerçeği
görmezden gelerek her iki ülkenin genç kuşaklarını birbirlerine karşı
körükleyen stratejistler günah işlemektedirler. İnsanlar ya dost, ya da
düşman olacaklardır. Dostluk ve kardeşlik daha iyi değil midir?
ÜLKENİN ÖZ VATANDAŞLARI ARASINDA AYIRIM YAPILMAMALIDIR
Oysa
fanatik milliyetçilik kendi ulusunun ve ırkının çok seçkin, dilinin en
mükemmel, kültürünün de erişilmez olduğunu iddia eder, bu da kollektif
bir narsisizmden öteye geçemez. Bu gibi temelsiz iddialar, başkalarında
da benzer bir narsisizm oluşturulması dışında herhangi bir gayeye
hizmet edemez. Karşısındakini yok saymak, içindekini yabancı ve düşman
veya potansiyel sabotör olarak görmek ülkede sadece kaotik bir durum
yaratılmasına neden olmakla kalmaz, bu yaklaşım
tarzı her zaman savaşacak yel değirmenleri yaratmak zorunda olduğundan,
aynı zamanda ülke vatandaşlarından hangi grubun bir sonraki kurban
seçileceği konusunda spekülasyonlara neden olarak huzursuzluk yaratır. Sıkça dile getirilen Türkler ve Kürtler aslî unsurlardır sözünün bile bir ayrımcılık olduğunu düşünüyorum. Türk
ve Kürt kardeşlerimiz aslî unsur ise, bu topraklarda M.Ö. 6. yüzyıldan
itibaren yazılı tarihi olan Ermeniler, çok daha eskiye dayanan
kayıtlarda yer alan Süryaniler ve Yahudiler en iyimser tanımla tali
unsur olma konumuna düşürülmektedirler.
TÜRKİYE ERMENİLERİNİN SORUNLARI GİDERİLMELİDİR
Saygıdeğer Katılımcılar,
Bugün
70 milyon nüfuslu ülkemizde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan
Hristiyan Ermenilerin sayısı 70 bine düşmüştür. Bazı devlet
birimlerinin ifadelerine göre, şu anda yurtdışından gelip de ülkemizde
yaşayan Ermeni kökenli insan sayısı da 30 binin üzerindedir. Hal
böyleyken, değişen dünyanın oluşturduğu dev sorunlar karşısında varolma
mücadelesi veren, toplam nüfusun belki de binde birinden az olan yerel
Ermeni cemaatinin ve diğer azınlık cemaatlerinin dinî, hayrî ve içtimaî
meselelerine, dil ve din eğitimi alanlarında yaşanan sıkıntılarına,
vakıf mevzuatından kaynaklanan bazı sorunlarına çözüm getirmek gerekir.
Hoşgörü,
birlikte yaşama ve çoğulculuk gibi soyut kavramların somutlaşacağı,
sözün eyleme dönüşeceği en belirgin uygulama alanlarından biri budur.
Aksi takdirde, ülkemizde sayıları gittikçe azalan çok renkliliklerin
giderek monotonlaşmasına, soluklaşmasına tanık olacağız.
TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ ÖZVERİ GEREKTİRİYOR
Saygıdeğer Katılımcılar,
Vatandaşlık
ve yaşam diyaloğu ile sıkı sıkıya bağlı olduğumuz Türkiye ile soydaşlık
ve dindaşlık bağlarımız bulunan Ermenistan arasındaki ilişkilerin
normalleşmesi, iki ülke, tabiri maruz görürseniz, iki sevdiği arasında
kalmış bulunan biz Türkiye Ermenilerinin arzusudur. Ancak karşılıklı
fedakarlıklar yapılmadan bu ilişkilerde ilerleme kaydedilmesinin zor
olduğu aşikardır.
İNSANÎ VE AHLAKÎ DEĞERLER ÖNE ÇIKARILMALIDIR
Saygıdeğer Katılımcılar,
Hepimizi din, ırk, milliyet ve sairenin ötesinde insan olarak ne birleştirir diye düşünmek zorundayız.
Bu
bağlamda çocuklarımızın geleceğine, yani istikbale, ne bıraktığımız
önem kazanmaktadır. Bu nedenle eğitimin bilimsel ve teknik yönünün yanı
sıra, aynı zamanda beşerî yönü de son derece önemli olup, gereken
teşvik gösterilmelidir. Dil ve edebiyat çalışmaları da çok önemli bir
birleştirici unsur olarak kabul edilebilir.
Laiklik
anlayışı her ne kadar din ve vicdan özgürlüğünün teminatı sayılsa da,
ülkemizde bazen tanık olduğumuz Jakoben Laiklik uygulamasının,
İslâmın ahlakî boyutlarının manevî anlam zenginliğinin analizlere
katılmasını engellediğini, bunun da bazen tarihe bakış yöntemiyle
ilintili olduğunu söylemek mümkündür.
Keşke
bazı ülkelerde başarıyla uygulanabildiği gibi, Osmanlı öncesi
uygarlıkları da tarihi mirasımızın bir parçası sayıp, Bizans, Ermeni,
Süryani ve Musevî kültürlerinin de Türkiyeye kattığı anlamlarla daha
da zenginleşebilseydik. Bu bağlamda, Turizm ve Kültür Bakanlığının
Van Gölünün Ahtamar Adasındaki Surp Haç Ermeni Kilisesini de
restorasyon projeleri arasına almış bulunmasını bu yönde atılan çok
olumlu bir adım olarak kabul ediyorum.
MİLLİYETÇİLİK DEĞİL MİLLETPERVERLİK
Değerli Arkadaşlar,
Türkler
de Ermeniler de, milliyetçiliğin ve ırkçılığın dışlama üzerine kurulmuş
dar çerçevesinin dışına çıkmak zorundadırlar. Bu akımların yarattığı
sonuç işte ortadadır. Milliyetçilik ve ırkçılık uygulamalarının hüküm
sürdüğü her ortama verilen zarar ve ziyan bellidir. Sonuç her zaman
kanlı savaşlar, gözyaşı ve bazen kuşaklar boyu süren nefret
kampanyaları olmuştur. Barış ve esenliğin hüküm süreceği bir düzene
kavuşmanın ancak sözünü ettiğim dar çerçevenin dışına çıkıldığı ölçüde
gerçekleşebileceğine inanıyorum. Milliyetçilik ve ırkçılık yerine
milletperverliğin yerleştirilmesi dinlerimize ve ahlakî değerlerimize
daha uygundur.
KUTLAMA VE DİLEKLER
Değerli Dostlar, Southerm Methodist Üniversitesi Dinlerarası Diyalog Enstitüsüne ve Raindrop Foundation
yetkililerine de ayrıca bu konferansı organize ettikleri için teşekkür
ediyorum. Bu konferansı barış yolunda bir kilometre taşı olarak
görüyorum. Tüm katılımcılara saygılarımı sunuyor, ülkemizden binlerce
mil uzakta da olsa, ülkemizde barışın ve iyi niyetin galip geleceğine
dair inancımı sürdürüyorum.
NEW YORK BAŞEPİSKOPOSUNUN DEKLARASYONU
New York Ermeni Başepiskoposu Khajag Barsamian
ise yayımladığı bir deklarasyonla, alelacele düzenlenen konferansa
Ermeni akademisyenlerin davet edilmediği gerekçesiyle diyalogdan çok
monoloğa benzediğinin altını çizerek, Patrik Hazretlerinin ise Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olması nedeniyle bu konuda söyleyebileceklerinin
kısıtlı olduğunu iddia etti. Southern Methodist Üniversitesine bir mektup yazan Başepiskopos Barsamian, üniversitenin konferansa verdiği desteği ve sponsorluğu geri çekmesi talebinde bulundu. 13 Nisan 2007, Cuma, Southern Methodist Üniversitesi yardımcı rektörü Jim Caswell,
Başepiskopos Barsamiana bir mektup yazarak Üniversitenin düzenlenen
Konferanstan desteğini geri çektiğini ve üniversitedeki Türk Öğrencileri Grubundan da üniversitenin adının ve logosunun konferans promosyonunda kullanılmaması konusunda uyardıklarını bildirdiği öğrenildi.
GERARD LIBARIDIAN BAŞEPİSKOPOSU YALANLADI
Ermeni camiasının saygın isimlerinden Gerard Libaridian
ise konferansa kendisinin de davet edilmiş olduğunu, ancak geçirdiği
tıbbî bir operasyon nedeniyle konferansa katılamadığını, ayrıca davet
edilenler listesinde bir grup Ermeni akademisyenin de bulunduğunu
açıklayarak, konferansı düzenleyenlerin monolog yapmak istemediklerini
teyid etmiş oldu. Ancak, davet edilen Ermeni akademisyenlerin, farklı
gerekçeler göstererek konferansa katılmayınca, yaratılan monolog
ortamına sebebiyet verenler de yine Ermeni akademisyenler olmuş oldular.
TEBLİĞLER
Konferansta, sosyolog Dr. Hüseyin Çakıllıkoyak, Baton Rougedaki Güney Üniversitesinden Dr. Michael Fontenot, Türk Tarih Kurumundan Dr. Kemal Çiçek, Balıkesir Üniversitesinden Dr. Bülent Özdemir, Kocaeli Üniversitesinden Dr. Bekir Günay, Baylor Üniversitesinden Dr. A. Christian van Gorder, Mısırdaki Ain Shams Üniversitesinden Dr. Safsafi Ahmed Al-Katury, gazeteci Ali Bayramoğlu, Erciyes Üniversitesinden Dr. Süleyman Demirci, Küresel Kültürel Bağlantılar adlı kurumdan da Atilla Kahveci birer tebliğ sundular.
Bir ara gerçekten monoloğa dönüşen konferansta, ikinci defa söz alan Patrik Hazretleri şöyle konuştu:
Daha
önce Türk basınında defalarca yayımlanan görüşlerimi burada bir kez
daha ifade etmekte yarar görüyorum. Ben buraya az once birilerinin ima
ettiği gibi, ben buraya ne Türk, ne de Ermeni resmî tezlerinin
savunucusu olarak gelmedim. Türk-Ermeni ilişkileri konusunda sanırım,
buradaki herkes kadar bazı şahsî görüşlerimin olması benim de
hakkımdır. Az önce sunulan bazı tebliğlerde, Patrikliğimizin
yayımladığı bazı rakkamların küçümsendiğini fark ettim. İddia ediyorum:
Patrikliğimizin verdiği rakkamlar kadar güvenilir hiçbir rakkam
tanımıyorum. Özellikle Amerikan misyonerlerinin verdiği rakkamlar hiç
güvenilir değildir. Onlar yabancı bir ülkede yabancı insanlardı, çoğu
zaman haber kaynakları da hiç o kadar güvenilir değildi. En güvenilir
rakkamların Patrik Mağakya Ormanyanın döneminde toplandığını defaaten
iddia ettim. En az burada bugün tebliğ sunan akademisyenler kadar
önemli ve dirayetli bir bilim adamıydı kendisi. Tüm
başepiskoposluklardan titizlikle elde ettiği rakkamları yine titizlikle
tasnif ederek, Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Ermeni nüfusunun 1
milyon 760 bin civarinda olduğunu tespit etti. Bunun 1,5 milyonu
Anadoluda yaşamaktaydı. Bazı Ermeni siyasî partileri Ermeni toplumunu
silahlı ayaklanmaya teşvik etmediler mi? Ettiler. Bazı yörelerde,
silahlı Ermeni çeteleri Rus ordusuyla işbirliğine girmediler mi?
Girdiler. Ancak İttihat ve Terakki Hükümeti ülkeyi yönettiği için
varılan acı sonucun, yaşanılan büyük acının başlıca sorumlusudur. Bir
ülkenin gidişatından hüküm süren Hükümeti sorumlu tutmayacaksınız da
kimi tutacaksınız? Devlete karşı ayaklanan silahlı Ermeni birimlerini
yerlerinde yok etme yerine, İttihat ve Terakki Hükümeti, Osmanlı
İmparatorluğundaki tüm Ermenileri Suriye çöllerine bir nevi ölüm
yürüyüşüne göndermiş, ölüme mahkûm etmiştir. Bu nedenle 1915
olaylarının başlıca sorumlusu İttihatçılardır.
DALLAS TURU

Patrik Hazretleri Dallas'taki suni göllerden birinin kıyısında
Patrik Hazretleri, 15 Nisan 2007, Pazar, kahvaltıdan sonra, konferansın düzenleyicileri tarafından Dallas
şehir turuna çıkarıldı. Şehrin görülmeye değer bölgeleri gezildikten
sonra, öğle yemeği şehir merkezindeki döner kulede yenildi.
NEW YORK
Patrik Hazretleri ve birlikte seyahat edenler, 16 Nisan 2007, Pazartesi, American Airlinesın tarifeli uçak seferiyle Dallas Ft. Worth Uluslararası Havaalanından saat 08:20de yola çıkarak Newark Liberty Uluslararası Havaalanına vardı.
NEW YORK BAŞEPİSKOPOSUYLA GÖRÜŞME
Pensilvanya eyaletinde bir evde konuk edilen Patrik Hazretleri, 17 Nisan 2007, Salı, New Yorka geçerek, Amerika Ermenileri Ruhani Önderi Başepiskopos Khajag Barsamian ile görüştü. Başepiskoposla birlikte Ruhani Önderliğin bürolarını gezen Patrik Hazretleri, daha sonra Başepiskoposla birlikte, Kaan Soyak, Ergün Karagöz, iş adamı Oscar Tatosian ve Rahip Haygazun Nacaryanın da katıldıkları öğle yemeğine geçti.
Patrik Hazretleri, aynı gün, saat 06:45te Türk Hava Yollarının tarifeli New York Istanbul seferiyle yola çıktı ve 18 Nisan 2007, Çarşamba, saat 12:00de Yeşilköy Atatürk Uluslararası Havaalanına vardı, VIP Salonunda Başepiskopos Aram Ateşyan, Rahip Zakeos Ohanyan ve güvenlik şubesinden memur Bora Baloğlu tarafından karşılandı.
|