Skip to content
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size blue color orange color green color

Raindrop Turkevi

Raindrop Turkevi Home arrow Press Room arrow CAFER YAVUZ,November,2005,HOUSTON,TEXAS.
CAFER YAVUZ,November,2005,HOUSTON,TEXAS. Print E-mail

cafer2.jpg

RITA KASIRGASINDAN KACIS HIKAYESI -HAZIRLIKLAR

Rita'nın vuracağı 23 eylül, Cuma gününden iki gün önce Çarşamba öğleden sonra: Herkes endişeli bir şekilde haberleri izliyor. Okulda arkadaşlarla ne olacak halimiz'i tartışıyoruz. New Orleans'tan (Katrina kasırgasından) kaçıp gelen arkadaşlar var. Onlar bizden daha hassas ve an be an takip ediyorlar. Biraz sabırlı olanı "biz alışığız zaten" diyor. Diğeri "durum ciddi abi" diyor "hafife alınmamalı". Daha önce hiç alışık olmadığımız kasırga takip web sitelerini açıp gösteriyorlar ve kasırganın yollarından biri tam Houston üzerinden geçiyor. Kasırga ölçerler kategorisini 3 olarak söylüyor.

Akşama doğru eve dönüyoruz. Telefonda Osman bey, "Cafer bey hemen paketlenin" diyor "siz bizim gruptasınız, San Antonio'ya gidiyoruz". Zaten gündüz bol bol kaçış teorilerinde iken birden böyle bir çagrı ile karşılaşıyoruz. Meğer Raindrop vakfındaki arkadaşlar bir kriz merkezi kurup tüm texasa paylaştırmışlar Houston'da yasayan türkleri ve arıyorlar teker teker. Sanki bir Sivil Savunma kacış planını andırıyor. Eh dedik madem durum ciddi biz de biraz ciddiye alalım. Biraz birbirimizle bakıştıktan sonra eşimle birlikte "tamam" diyoruz "isi sağlama almak en iyisi". Yinede dereyi görmeden paçaları sıvamak gibi geliyor bu hazırlıklar. Düşünüyorum; madem gidiyoruz bari sanki kasırga vuracakmış gibi hazırlanalım. En azından bir senaryoya göre davranalım. İşi tam yapalım yani. Bu arada Osman bey email atıyor ve gideceğimiz yerin adresini ve arkadaşların telefonlarını veriyor. Eksik olmasın diyoruz.

Bir saat içerisinde elimdeki "Kasırga hazırlıkları listesi" tamamlanıyor. Pencerelere yakın tüm eşyalar içerilere alınıyor, kırılacak eşyalar sarılıyor, tüm fişler prizlerden çekiliyor, yerden 30 santim yukarısına kadar bulunan her eşya yukarılara istifleniyor. Yiyecek listesi de hazır gibi. Su en önemlisi ve 20 litre kadar depolandı. Ekmek, yemek, biskuvi ile yolda yeriz gibisinden bir sepet ıvır zıvır. Gittiğimiz yerde bir hafta kalabilecek şekilde esyalar alıyoruz. Hala olayın büyüklüğünün farkında değiliz ama denileni yapmanın rahatlığı da var.

Arabaya yüklüyoruz tüm listedekileri. Fazlası da var, eh bunu da alalım dediğimiz, ne de olsa arabada iki kişiyiz yer çok. Benzin fullenmiş durumda ve yola çıkmaya hazırız. Çevredeki komşulardan bir ikisini de yolda görüyoruz elindeki yiyecek poşetleri ile birlikte. Gidecek bir yerimizin olması bize kendinden emin görüntüsü veriyor. Onların niye kaçmadığını da düşünmeden edemiyoruz. Sormak da saygısızlık olur düşüncesi ile.

Rita kasırgasından kaçış hikayesi - Bölüm 2: Yola çıktık

Bölüm 1: Hazırlıklar

***
Yola çıktık ve grup başkanı Osman bey'i aramaya çalışıyorum ama hatlar meşgul. Hay Allah deyip tekrar tekrar deniyorum ama nafile. Neyse diyorum zaten San Antonio 200 mil (320 km) uzaklıkta. 3 saat sonra varcaz vakit var diyerek tamam olsun diyorum. Hem zaten beraber gitmeye de gerek yok. Konvoy halinde düğün merasimi degil ki.

610 Otoyoluna çıkıyoruz her zamanki gibi. 610 numaralı bu "Loop"(döngü) Houston'un içinde daire çiziyor. Yani girip sürekli devam ederseniz sizi tekrar aynı yere getirir. Diğer otoyollar gibi her anacaddeye "Exit" (çıkış) veriyor. Gidiş gelişli bir yol ve bir yere gidecekseniz bir "Ramp" (giriş)'ten giriyor "Exit"inizden çıkıyorsunuz. Kaçırırsanız diğer "Exit"ten çıkar alt caddeden "U" çeker geliş istikametine girer ve istediğiniz noktaya gelirsiniz. Aslında çok faydalı bir sistem. Ama bilmeyenlere de zulüm olabiliyor. Nitekim çıkışı kaçırıp bir iki tur atan arkadaşlar duymuştum. Kimse alınmasın ama biraz lazlık gibi (bunu yapanlar biliyorum laz değiller ama ). 610'u kullanarak eyaletler arası yol, "Interstate"a çıkıyoruz. Bu ise 10 numaralı yol. I-10 diye kısaltılıyor ve "Ayten" diye okunuyor. Bizim Ayten'lerle alakası yok ama. Amerikadaki sisteme göre paralel (Doğu-Batı) yollar çift sayılarla (I-10, I-20, I-30, I-12, gibi) meridyen (Kuzey-Güney) yollar tek sayılarla numaralandırılmış (I-45, I-35, I-59, I-69 gibi). Paralel yollar güneyden kuzeye, meridyen yollar batıdan doğuya dogru artıyor. Kolay hatırda kalıyor.

I-10'e girmek için "Exit"e gelirken 610'da biraz trafik göze çarpıyor. Yol yapım çalışması olduğu için (hos kaç aydır bitiremediler) herhalde diyorum. Yoksa akşamın 8'inde bu trafik hiç normal değil. Yaklaştıkça düşünüyorum acaba "HOV" yolunu kullansak mı diye. "HOV (High Occupancy Vehicle)" (Yüksek doluluktaki araç) aslında normal arabalarda eğer sürücüden başka bir kişi veya fazlası varsa verilen tanım. Bu "HOV" yolu ise tek şerit ve ancak o tanıma giren araçlara açık. Yakalanırsanız $250 ceza yiyorsunuz. İnsanların aynı aracı kullanmalarını sağlayarak ("carpool" deniyor burada), yoldaki araç sayısını en aza indirerek trafiği rahatlatmak için bulunmuş bir formül bu. Trafik olduğu zamanlarda cok kullanışlı bir yol oluyor. Sabahları şehre gelen trafik kullanıyor ve akşamları ise gidenler. Heryerden de girilmiyor bu yola. Ayrı bir "Exit"ten o yola ulaşmak gerekiyor. İşte bu noktada düğümlenmişti düşüncelerim. Acaba "HOV"ye mi girsek diye eşime sordum. O da "bu saatte ne trafiği olacakki" der gibi bakınca ben de "zaten boş görünüyor" diyerek normal "Exit"ten I-10 otoyoluna girdim. Girince gözlerim faltaşı gibi açıldı tabi. Aman Allahım o ne trafik. Ancak Cuma gunleri iş çıkışı görebileceğim bir yoğunluk bir Çarsamba akşamı saat 8'de önüme çıkıyordu. Şaşırdık. Yinede şansımızı denemek için birkaç mil gidelim dedik. 10-15 dakika dura kalka gidince dedim HOV'ye gidiyoruz. Anında bir ters U dönüş (zaten geliş tarafı yol açıktı) doğru HOVye..

HOV yoluna girince herşey meydana çıktı. 80 km hızla seyrederken yanyolda tampon tampona ilerleyen arabaları görüyorduk. Tabi doğru ve mantıklı bir iş yapmanın verdiği mutlulukla daha bir zevkle ilerliyorduk. Hızla şehirden uzaklaşırken trafik azalmak bilmiyordu yan yolda. Tıklım tıklım olmuş yol hep aynıydı ne kadar gitsek de.. Ve belli bir noktada HOV bitti. Zaten şehir trafiğini rahatlatmak adına yapılmış bir yol olduğundan şehirle birlikte o da bitti. Bitince bizi de tıkış tepiş olan yolla birleştirdi. Ne yapalim dedik çekecez artık. İkimiz de ne kadar çekeceğimizi bilmiyorduk. Santim santim ilerlediğimiz nokta Houston'un Gebze'si gibi olan Katy idi. Telefonum çaldı. Arayan diğer Osman bey'di. Meğer o da bizim grupta imiş ve neredesiniz diyordu. Anladığım kadarı ile çıkışımız aynı imiş ama onlar HOVyi almamışlar ve sıkışık bir şekilde ilerliyorlarmış. "Exit" numarasından bizden 15-20 km geride olduklarını öğrendik. Biraz konuştuktan sonra birbirimize "kolay gelsin" diledik ve "görüşürüz" diyerek kapattık. Bir saat geçtikten sonra farkına vardık aslında, bu trafik öyle açılacak ve akacak gibi değildi. Tam 8 saat sonra, (evet "sekiz" saat!) gecenin 3ünde, ~50 mil ötedeki Columbus şehrine varabilmiştik.



Gözlerim kan çanağına dönmüştü. Ayakta sallanıyordum ve garip garip konuşmaya başlamıştım. E tabi 8 saat boyunca öndeki arabanın tamponuna baka baka gelince insan bir yorgun düşüyor. Yol boyunca uykuyu giderici her çareye başvurmuştuk ama artık vücut hayır diyordu. En yakın "exit"ten çıktık ve benzinliğe girdik. 30-40 arabanın benzin için sıraya girdiğini görünce benzin almaktan vazgeçtik ve ihtiyacımızı giderdik. Osman beyler ise hala trafiktelerdi. HOVye niye girmediklerine hayıflanırken bizden yol durumunu soruyorlardı. Birlikte oturur piknik yapar gibi birşeyler atıştırırız diye kararlaştırmıştık yolda konuşurken ama "siz gidin beklemeyin" dedi Osman bey "bizim ne zaman orada olacağımız belli değil". Benzin durumlarını sordum malum sürekli dur kalk yapıyorsun ve Texas sıcağında klima çalıştırıyorsun. "İyi" dedi "en azından oraya kadar getirir". Benim aslında kıpırdıyacak durumum yoktu. İçten içe biraz burada uyusak ne olur ki diye düşünüyor idim. Yol durumunu görünce de uyumanın pek akıllıca olmadığını düşünmeye başladım. Bu kadar gerideki trafik öne yığılacaktı ve yine tıkanacaktı. Hoş, yolumuzun geri kalanını da bilmiyorduk ama bilinmezliğin cazibesi vardı işin içinde. Eşim dedi "ben kullanayım". Ara yol tecrübesi vardı ama ehliyetini yeni almıştı ve hiç otoyola çıkmamıştı. Durumun vehametini görünce ve de zaten uykusuzluktan düşecek durumda olunca tamam dedim. Belki de demişimdir. Ne dediğimi tam olarak hatırlamıyorum aslında. Sonraki 2-3 saat hiç durmadık gibi. Ara yollardan I-10'in yoğun olmadığı bir noktaya kadar harita yardımı ile gittik ve sonrasında ben artık kendimi kaybettim ve daldım. Uyandığımda bir "exit"ten çıkıyorduk ve benzinliğe giriyorduk. Benzin baya azalmıştı ama iyi haber San Antonio'ya gelmiştik! Şehrin girişinde bir yerdi durduğumuz ve pek kimse yoktu. Anlaşılan insanlar yolda mola vermişlerdi. Uykusunu almış biri olarak kalktım önce depoyu doldurdum ve sonra eşimle birlikte ihtiyaçlarımızı giderdik. Artık onun hakkıydı dinlenmek!

Aynı kaderi paylaşan birkaçı ile biraz muhabbet sonrası yola koyulduk ve şehre zafer kazanmış bir kumandan edası ile girdik. Gerideki Osman beye yol raporunu sunduk ve irtibat numaralarını çevirdik. Bizi karşılayan Kemal ve Veysel beyler hemen bizi kalacağımız yerlere götürdüler ve hazırlanmiş yerlerimizde hemen istirahate çekildik.


Evi son defa kontrol ediyoruz. Her türlü elektrik aleti güvende, yangın vs. oluşturabilecek herşey kontrol altında ve ışığı söndürüp ayrılıyoruz. Kapıyı kilitledikten sonra tekrar kontrol ediyorum malum New Orleans'ta baya yağmalama olayları olmuştu. Eh ne diye gelsinlerdi ama belli mi olur dedik eseği sağlam kazığa bağlamak gerek.
 
< Prev   Next >
raindroppresentation.jpg
press.jpg
multimedia.jpg